27 Temmuz 2014

Yahudilik Ve Masonluk



Bayram temizliği adı altında evin kütüphanesini düzenlerken Yahudilik ve Masonluk kitabına denk geldim. Yazarı Harun Yahya. Kendisi şimdilerde sapıtmış bir adam. Ama bilgisini küçümsememek lazım. Zaten çok bilen insan sapıtıyor. Bunun çok örnekleri var. Yani yazara takılmamak gerek. Basım yılı da 1987 yılı imiş. Dipnot olarak düşeyim çünkü bundan sonra vereceğim bilgilerde günümüze dair çok net bilgiler,veriler yok. Daha çok eski verilerden yararlanacağız ki o bile farkındalık oluşturmamız adına yetecektir. Ben okurken tüylerim diken diken oldu.  Hele ki tahrif edilmiş kutsal(!) kitaplarında geçenler insanı bir hayli titretiyor ki ben sadece bir kısmını paylaşacağım sizinle. Bundan sonrası sadece kitaptan alıntılar olacak. Lütfen sıkılmadan okuyalım.


'Diğer insanlara karşı girişilen kuralları Yehova tarafından tespit edilen bu savaşta,hiç şüphesiz birinci plandaki hedef,siyonist hareketin karşısına en büyük engeller olarak çıkan , Din-Aile-Ahlak gibi mukaddes değerlerin insanların gözünde alçaltılması,parçalanması ve nihayet ortadan kaldırılmasıdır.'

Bütün göklerin altımda olan kavimler üzerine,bugün senin dehşetini korkunu koymaya başlayacağım, onlar senin haberini işitecekler ve senin yüzünden titreyip kıvranacaklar.
Tesniye Bab:2 Ayet:5

Rab senin sağında öfkesi gününde kralları vuracak.Milletler arasında hüküm verecek; Yer leşler ile dolacak. Çok memleketlerde baş olanı ezecektir. 
Mezmurlar Ba:110 Ayet:5-6

Para işlerinde 'yalan yere yemin' etmeye müsaade edilmiştir.
Yoreh Dah 232-14 Hagag

Yahudi olmayanın mlı mülkü sahipsiz katır sayılır. Ona herkesten önce el koyan Yahudi; sahibi olur.
Hoem hamişpat 156-5 Hagag

Günah işlemeye müsaade vardır,yeter ki gizli olarak işlensin.

Yahudi maksat ve gayeleri uğruna işlenen bütün günahlar gizli olmak şartıyla mübahtır.

Yahudi olmayanlara karşı daima riyakar bir güleryüz gösteriniz. Fakat onların sulh yapılmaz birer düşman olduğunu asla unutmayınız.

Yalnız Yahudi olanlara insan gözüyle bakılır. Yahudilerden gerisi sadece birer hayvandır.

Bir şey çalmayınız,hırsızlık etmeyiniz,hakkındaki emir sadece Yahudilere karşıdır. Diğer milletlerin can ve malları helaldir.

Yahudi olmayanın kanını akıtmak Allah'a kurban sunmaktır.

Talmud bölüm Hoşem hamişpat Yoreh deah


Bu kaideler ( ve buraya yazılmayan aynı iğrençlikteki kaideler) iki bin yıl boyunca bir hahamlar kalabılığı tarafından Yahudilerin terbiye edilmesinde kullanılmıştır.
Yahudi olmayanlar için inanılması zor olan Talmut muhtevasının doğruluğunu bugünkü İsrail'in Devlet Politikası ve Yahudi olmayanlara reva gördüğü gaddarlık yeteri kadar doğrulamaktadır.


Diğer insanlar tamamıyla dünyevi ,aşağı ırktandır. Onlar sadece Yahudilere hizmet etmek için yaşamaktadırlar.Onlar küçük hayvanlardır.

Dünya yüzünde Hahamların verdiği her karar,Allah için bir kanundur.

Haham Abbuhu diyor ki; Hahamlar Allah'ın hükümranlığına sahipler. Allah onların isteklerini yerine getirmeye mecburdur.

3 milyon nüfuslu İsrail'de Türkiye'deki dini okulların 2 katı dini eğitim veren kuruluş olduğunu düşünürsek ve çok küçük yaşlarda bu eğitimleri almaya başlayan Yahudi çocuklarının bu hale gelmesi çok da şaşılacak bir durum değildir.


Yavaş yavaş okumaya çalıştığımdan ve ayrı ayrı notlar aldığımdan dolayı ve sıkmamak adına partlar halinde yayınlamayı düşünüyorum. Kitaplarında geçen bir diğer iğrenç konu olan aile hayatı çarpık ilişkileriyle ilgili notlar almadım çünkü gerçekten midem almadı.Annenin kendi evlatları,babanın kızları ile ve hatta köpeklerle cinsel ilişkiye girilmesini gayet normal bulan ve hatta teşvik eden insanların aile çarpık ilişkileriyle ilgili ayetler pek kaldırılcak gibi değil.Zaten tolum olarak ne kadar aşağı bi millet oldukları ortada.

Diğer partta Yahudilerin Araplara karşı tavırlarından ve onlar üzerindeki katliamlarından bahsedeceğim. 
Sevgiler. 






15 Temmuz 2014

Uygunsuz İçerik



Kulaklarını parmaklarıyla tıkayıp atılan bombaların sesini duymak istemeyen Filistinli bir kız çocuğunun fotoğrafını görmüştüm.

Küçükken ben de tıkardım kulaklarımı rüzgarın ve gökgürültüsünün sesine.Yaşadığım saatler o kadar uzun gelirdi ki delirecek gibi olurdum bazen.Bitecek diye teselli ederdim kendimi ve sabah olunca gerçekten bitmiş olurdu. Çocuk aklıyla kurduğum kurgular geçti sonra. İnsanın gökgürlerken ya da rüzgar eserken ölümle karşı karşıya olmadığını anladım.

Düşündüm de sonunun gerçekten ölüm getirdiği sesleri duysaydım ne yapardım küçükken.
Düşünmesi bile o kadar korkunç ki!
Binde biri milyonda biri. Neyi düşündüm ki biraz önce?
Akıl, mantık, vicdan... hiçbiri provasını yapamaz o küçücük bedenin yaşadıklarını.

Bizler oturup evlerimizden izliyoruz küçücük bedenleri,anneleri,babaları.
Bebekler ölüyor da anneler ölmüyor mu?

İki damla gözyaşı döküyoruz bazen sadece.Ya da artık alıştık iyice. Evet yine birileri öldürülüyor yok yere deyip kafamızı çeviriyoruz.

Türkiye'deki  Suriyeli çocukların oyuncak olarak kağıttan füzeler yaptığını bilmiyoruz çoğumuz.

Dinimizi mi kaybediyoruz acaba?

Ali Şeriati Kuran'a Bakış kitabında İslamdan uzaklaşmadan bahsederken çok önemli bir konuya değinmişti.

Diyordu ki;
'Ana babalarımızı tüketim tutkusu,genç nesli ise materyalizm İslamdan uzaklaştırmaktadır.
Her halükarda bu ikisi elele yürümektedir.
Bu tip ana babalardan birisi şöyle diyordu: ''Bir süreden beri dini eğilimleri zayıflamaya başladı. Nihayet birkaç gün önce tamamen dinden sıyrıldı.''
Dedim ki : ''Kaç gün önce?''
Dediler: ''Yaklaşık on,on beş,yirmi  gün oluyor.''
Bunun üzerine dedim ki: ' O iyi yapmış , çünkü sen yirmi ,otuz yıl önce dini bıraktığında kimse bunun farkına bile varmadı. '' '

İki üç sayfa sonra devam ediyordu Şeriati:

' Bana göre en büyük ve her şeyden önce yapılması gereken şey ,itikadi ve fikri alandaki İslam ideolojisinin mükemmel görünümünün ortaya çıkarılmasıdır.Nitekim marksist ya da bir ekzistansiyalist için, -ister bir fabrika işçisi, ister üniversite öğrenim görevlisi olsun - ideolojisinin ve inançlarının genel çizgileri apaçık ortada olduğu ; görevleri belirli ,sorumluluğu belirli ,sınıfsal konumu belirli olduğu gibi , İslam itikad ve dinine bağlı genç kuşak için de ,ideolojisinin genel tasvirinin ne olduğunu açıkça bilmesi , yön ve sorumluluğun bilincinde olması , zamanın olgu ve gerçekleriyle ilişkisi , dost ile düşman cephesini tanıması , karşı yönü ,arkasındakini, karşısındakini , sağ ve sol tarafındakini ve konumunun ne olduğunu açıkça bilmesi gerekir. '

Bilmem ki ne anladık.

Tebessümü bol günler dinliyorum.


> INSTAGRAM


09 Nisan 2014

Gidiş-Geliş


Ara ara uğramalarımı saymazsak en son 2.ay uğramışım bloğa. 
Kim bilir sana ne kadardır yazmıyorum Kimya. 
Zaten zar zor yazıyorum diye sana da buradan yazmak istedim. Vakit tasarrufu. Vaktim değerli,çocuk yetiştiriyorum ben. Bir de uyku.
Akşamları tıkış tıkış otobüsle 6,6:30 arası eve geldikten sonra kafayı vurup yatıyorum. Yatmasam olmuyor,küçücük kafamı taşıyamıyor çünkü daha fazla bedenim. Diyorum büyük kafalı olsaydım ne yapardım? 9 gibi uyanınca yemek yiyorum sonra. Yemezsem olmaz mı dediğimi biliyorsun hep. Olmuyormuş annem öyle diyor. Ölümle tehdit ediyor. Açlıktan ölüyor mu insanda böyle diyor. Mesela Suriye'de açlıktan ölüyorlar mıdır? 

Geçenlerde kız çocuklarından biri öğretmenim ben de büyüyünce senin gibi öğretmen olacağım dedi. Gülmeseydim hayallerine sahip çıkmamış olurdum,güldüm sadece . Küçükken ben de anaokulunda öğretmen olmak istiyormuşum,birisi hatırlattı. Çocukları sevmekle onları eğitmek arasındaki farkı elbette bilmiyormuşum. 

Bloğa uğramadığım,uğrayamadım sürede mail atıp beni soran olmadığı için teşekür edecek kimse yok. Beni merak eden de. Yalnızca deep . Blog açıldığından beri yorumlarıyla hep yanımda olan kişi. Teşekkürler. Onca popülarite arasında unutmayıp her zamanki gibi yorum yazan değerli insan. 

Öğretmenlerimizin hepsi bayan olduğundan diyet yapılıyor,kilo konuşuluyor. Yiyip yiyip diyet yapmak da bi değişik iş. Birileri yemezsen almazsın demiyor mu bunlara? Bir keresinde aynı konuları konuşurken ayağa kalkıp ayak uçlarıma baktım. Boşuna bakma sen hamile olsan bile ayak uçlarını görebilirsin diye dalga geçtiler. İyi bir şey olduğunu sanmıştım oysa. 

Geçen cildiyeye kuru cildim için ilaç yazdırmaya gittim. İlaç yazdırmaya gidip bir dizi test yapılan insan benimdir herhalde. Guatr biraz yüksek çıkmış,on beş gün sonra bir kez daha yaptırmam gerekiyormuş.İlaç tedavisi görürsem kilo alabileceğimi söylüyorlar. Alır mıyım inşallah? 

Siyasi baskı süreci geçtiği için seviniyorum. Bir yandan babam,bir yandan abimler. Özgür irade denen  şey nerede? 

Twitter kapatılınca zaten iyice kopuk olan internetle bağlantımı bir süre askıya almıştım. Kafa dinlemek güzel şeymiş desem de inanma. Kafa nerede ben nerede? 

2 aydır ev-iş arasındayım. Bu süreçte bile hala çok geziyorsun diyenleri İstanbul'un göbeğine atmak isterdim. Kaynasınlar. 

Neyse ki hala kitaplarını ödünç veren dostlarım var. 




17 Şubat 2014

At-lanta



At-lanta;

Eğerini düzeltirsem benimle bir yolculuğa çıkar mısın?

Önce yurdundan başlarız. Dalgaların üzerinde yürürüz,balinalara selam verip köpek balıklarından son anda kurtuluruz. Dipsiz okyanusa dalar denizaltını seyrederiz belki. Denizin döngüsünü,büyük balık küçük balığı yer sözünün doğruluğunu görürüz seninle. Şansım yaver giderse belki bir inci hediye ederim sana.

Bir balıkçı oltasına takılırız. Yukarı çekilirken balıklarla birlikte güleriz salaklığımıza. Tam tekneye yaklaştığımızda balıkçıya bi nanik çeker kocaman bir dalgaya atlarız çılgınca. Uzun bir yolculuk olacak sıkı otur dersin bana.

Kahkahalar atarız nereye gittiğimizi bilmeden.Okyanusun ortasına ıssız bir adaya bırakılırız sonra. Görünmez bir ip iner gökyüzünden,tutunuruz.Gökyüzüne yolculukta bir baykuş eşlik eder bize. Mor baykuş. Adını ben koyarım. Sıkılmayalım diye taş kağıt makas oynarız. Ben yenilirim her zamanki gibi. Erkek adam taş yapar dersin de ben hep unuturum.

Kocaman bir yıldıza ulaşırız.Koca burunlu bir yıldız. Çok mu yalan söylemiş acaba diye düşünürüz. Bu sefer adını sen koyarsın; Pinokyo yıldız.
Adını pek sevmez .Elinin tersiyle iter bizi. Boşluğa düşeriz tekrar. Neyse ki paraşütüm olur yanımda. Paraşüt bizi yavaşlattığı için sıkılırız biraz. Oyunda bulamayız oynayacak.
Sonunda ayaklarımız yeryüzüne değer. Paraşütümüz tam üzerimize kapanınca debeleniriz. Sen şaha kalkar kurtarırsın bizi. Tam kurtulduğumuzu düşünürken hızla bir trenin bize yaklaştığını görürüz. Son anda atarız kendimizi kenara. Toza bulanmış bir halde gülmeye başlarız. Filmlerde de hep böyle olur ya zaten.
Çevik bi hareketle sırtına alırsın tekrardan beni. Dört nala koşmaya başlarsın. Trenle yarıştığını anlarım hemen.Sevinçten alkışlar tutarak cesaretlendiririm seni iyice.

O kadar çok koşarsın ki  yorulursun. Hem gün bitmeye başlar. Tren çoktan kaybolur uzaklarda. Ben uyurum sen beni yurduma bırakırsın sonra.
Nasılsa beni biri bulur taş duvarlar arasında.

20 Ocak 2014

Bugünlerde...

Bugünlerde mi?

Yeni bir telefon almak için baya araştırma yaptım. Çok zormuş ya karar vermek. Neyse ki aldığım telefondan pişman olmadım.

Anaokuluyla beraber Şişli Bilim merkezine gittik ilk. Rehberin anlattıklarını ben bile anlamadım,çocukların sevdiklerinden emin değilim.


Geçen gün eski eşyalarımı karıştırırken ergenlik kırıntılarımı gördüm. Dergilerden kesip birleştirdiğim dosyalar,Harrry Potter,Yüzüklerin Efendisi. Bolca tebessüm,bolca anı.



Çocuk kitabı falan değil. İlla ki çocuk kitabıysa o halde ben de çocuğum hala.
Benim istediğim tüm kitapları evime gönderen,sürpriz yapan bi arkadaşım var.


Eniştem benim neyden hoşlandığı bilemese de hep içimi okuyor. Zevkini seviyorum. At figürlerini de.


Mektuplarım da yeni evindeler artık.


Dostum ona kahve yapayım diye fincanlarını almış. Daha nasip olmadı karşılıklı içmek.


İstanbul'a kar yağmıyorsa yağmurla sevinirim ben de.


Eyüp Oyuncak Atölyesi. Çocuklarla gidip benim en çok zevk aldığım yerlerden biri oldu.


Kendi oyuncağını kendin boyuyorsun burada. Süper terapi. Ortaya iyi bir şeyler çıkarınca nasıl mutlu oluyor insan.


Tabi benim en sevdiğim oyuncak atlar oldu.


Ailecek gidilecek yerlerden birisi. Ya da toplayın arkadaşlarınızı gidin. Orada çalışan bayanlarla muhabbet edin. İkisi de çok tatlı insanlardı. Süper misafirperverlik sergilediler. Ne yazık ki isimlerini sormayı unutmuşum.

Tarihi Eyüp Oyuncakları
Randevu ve adres bilgileri için; 0554 498 09 28
www.eyupoyuncakları.com.tr



04 Ocak 2014

Uyku



Çok yorulduklarında ; ' bir çay içeyim de kendime geleyim,yorgunluğumu alsın' diyen insanlarımızı çok kıskanıyorum.
Çünkü benim yorgunluğumun geçmesi için eve gidip uyamam gerekiyor.

Uyku hayatımın temel taşı.

Küçükken gök gürültüsünden korkunca anneme sığınmak yerine uykuya sığınırdım. Uyku beni kucağına alsın diye yalvarırdım. Gözlerimi sıkıca kapatıp uyumayı dilerdim.Çünkü o zaman duymaz korkmazdım.

İnsan yarı ölü olmayı neden ister ki?
Sığınabilecek hiçbir şeyi yoksa gereklidir de ondan.
Uyumazsa geçmez çünkü korkusu,yorgunluğu,stresi,sevinci,hüznü.

Depresyona girdiğim o dönemde yarı uykulu dolaşıyordum. Ya uyuyor ya uyurgezer oluyordum.Öyle gerekiyordu çünkü. Ölemiyorsam uyumalıyım diyor uyanınca geçsin istiyorum.
Tepki vermeyi bırakmıştım. Biri kolumu tutup kaldırıp bıraksa kolumu benden bir parça gibi göremiyordum. Gerekli tepkiler eksikti.

Ve bir gün uyuyup uyandım ve her şey bitmişti.
Geçmişti işte,uyudum diye bitmişti.

Uyuyup uyanmalıymış insan. Sabahı gördüğünde,güneşin parıltısı yüzünü aydınlattığında şükretmiş uyandığına.

Ah birde aldığım kararlar uyuyunca geçmese!


23 Aralık 2013

Koku



Yıldızlara benzettiğim bi koku var; anne kokusu. Ne alaka deme dost. Benim annem yıldızlar gibi. Hayranlıkla izliyorum. Bazen kayıyor,dilek tutuyorum.
Ne güzel şey şu yıldızlar.
Baba kokusu da varmış ama ben bilmiyorum.
Ya da biliyorum. Gözyaşı gibi kokuyor. Siliyorum kayboluyor.
Ya bebek kokusu? Belki bi anne için en güzel koku. Yıldız olamadım diye tarif edemiyorum belki de.
Evimin kokusu,odamın kokusu ayrı. Odam huzur kokuyor. Eve girmezsem huzura ulaşamıyorum. Bu yüzden dönüp dolaşıp huzura geliyorum.

Dost kokusu var bir de. Liman gibi deniz kokuyor,mavi.
Bazen sabahın nurunda dost kokusuna ihtiyaç duyuyorum.
Sabahın nuruyla sabahın körü arasındaki farkı bilir misin sen?

Derler ki tek yumurta ikizleri hariç her insanın kendine ait eşsiz bir kokusu vardır. Yani şimdi ikizim benim gibi mi kokuyor?

Ya hüzün kokusu?
Kapat gözlerini,karanlığı hissedersen hüznü yakalarsın belki.
Ben her çıktığım odanın ışığını söndürüyorum. Karanlığa doyum olmuyor dost.

Söylesene. Peki benim kokum,ıslak mı?

____________