16 Kasım 2014

Gaza



Okyanus kenarında bekliyorum Atlantayı kumdan sığınaklar yaparak.
Tam kavuşacağız o bacağından vuruluyor ben kalbimden.
Şehirden ağıtlar yükseliyor kara dumanlar halinde.
Gökyüzüne çiziyorlar silüetini, diğerlerinin yanına.
Gülümsüyorlar mı bana mı öyle geliyor?
Yetişemeyecek ki ellerin neden uzatıyorsun gökyüzüne demiyor kimse.
Zaten hiçbiri diğerinin uzanan ellerine dikkat etmiyor.

Uzattığım ellerim ıslanıyor damlalarla.
Hayır ben ağlamıyorum henüz.
Toprağa değen damlalar karıncaları yuvalarından kaçırıp sağa sola kaçıştırıyor.
Şehirden bir feryat daha yükseliyor ve gökyüzüne bir silüet daha yansıyor.

Atlantayı kaybediyorum sonra gökyüzünde.
Okyanusa yaklaşıp şehri izleyen balıklara soruyorum.
'O mutlu,dön ve şehri temizle' diyorlar bana.

Düşünüyorum; domestosla mı temizlesem yoksa cif ile mi?

15 Kasım 2014

Bir Mektup



Uzun süredir mektup yazmamanın oluşturduğu bir körelme var kalemimde. Bir de yüreğimde yaşlılık. Hemen hayat hikayemi paylaşıp bir sürü nasihatte bulunma fikri geçti kafamdan. ama yapmıycam, nasihatlerin hiçbir işe yaramadığını bilemeyecek kadar akılsız değilim.Bu akılsızım ama o kadar da değil demek anlamına da geliyor elbette.

Şimdi sempatik bir mektup mu , edebi mi, ilk mektubun geleneklerine uygun soğuk bir portremi çizeyim diye düşünüyorum. İç sesim dedi ki; ruh halin neyse o.
Ruh halim diyor ki ; durgunsun, öyle olsun.

İnsanın neden bir hayali olmaz sorusuna cevap arıyorum kendimi birden dipsiz bir boşluğun içerisinde bulduktan beri. Cevapları olmayan sorular bile bunaltıyorlar insanı ve çırpınmayı da bırakıyorsun böylece.
Yapabildiklerimi bilmiyorum, hep yapamayacaklarımın içerisinde buluyorum kendimi bir şekilde. Deneme yanılmalar bitmiyor ve ben artık yanılmıyorum.

Bir dakika. Bu mektup böyle ilerlememeliydi.
Bildiğin blog yazısı yazıyorum sanki.
Aynı his.

Neyse sence de Atlanta ile Japonya'ya gitme, Gokayama köyünü görme vakti gelmedi mi?

03 Ekim 2014

Film Seçkisi



Miyazaki animesi olur Studio Chibli'den çıkan bi anime olur da kötü mü olur dostlar?

Miyazaki animelerine genel itibariyle bakarsak müthiş bir dinginliğin olduğunu ve izlerken insanı yormadığını görebiliyoruz. Karakter çizimleri olsun , çekim yerleri olsun her şey hayran bırakacak şekilde çiziliyor. Ama biz özellikle animelerinde doğaya müthiş bir şekilde hayran bırakılıyoruz. Çiçekler,yapraklar,hatta bazen yağan bir yağmura bile bu kadar güzel işlenebilir diyebiliyoruz.
Kısaca hayal gücünün sınırlarını zorlamanın canlı örneği Miyazaki.

Aşırıcılar. Küçük insancıklarla büyük insanların ilişkilerini konu alıyor.
Miyazaki aimelerinin her birinde ayrı ayı mesajlar olduğunu unutmayalım efendim.



Çikolata filmi Fransız kasabasına bir gün ansızın gelen ve çikolata dükkanı açan ama aynı zamanda kasabanın tutucu tavrına karşı oldukça rahat olan bir annenin hikayesi. Rahatlığı kasaba halkından bazılarını oldukça rahatsız ediyor ve olaylar gelişiyor.Aslında pek bir olay olduğunu söyleyemem.İlk başlarda oldukça sıradan bir hikaye Johnny Deep'in girişiyle biraz hareketlendi diyebilirim. Filmin afişinde Johnny Deep'i gördükten sonra uzun bi süre filme dahil olmasını bekledim hatta umudumu kesmiştim kandırıldık diye. Sonlara doğru dahil olunca filmi taçlandırdığı için çok sevindim.
Johnny Deep dışında filmi izlerken canınız bol bol çikolata çekecek. Bence filmi izlemeden önce yanınıza bol çeşitli bir stok yapmanızı öneririm. Filmin adından da anlaşıldığı üzere bence en önemli ayrıntı çikolatalar. :)


Psychometry.

Bir haftada 5 tane film izliyorsam bunun en az iki tanesi Asya ülkesinden oluyor. Valla bilinçli yapmıyorum bir çeşit alışkanlık ve önüme çıkıyorlar ben de karşı koyamıyorum. Hele ki sevdiğim oyuncular varsa hiç karşı koyamıyorum kendime.

Kim Kang Woo'da sevdiğim oldukça başarılı bulduğum oyunculardan biri. Özellikle aksiyon filmlerine çok yakıştırdığım bir oyuncu.Bir diğer oyuncu olan Kim Bum da bu filmde oldukça iyiydi diyebilirim. Hatta baya baya şaşırttı beni.

Filmin konusuna gelirsek; kısaca polis memuru olan Kang Woo ve doğaüstü güçleri olan Kim Bum'un bi cinayet vakası sonrası tesadüfen karşılaşmaları ve vakayı çözemeye çelışırken ilginç ilişkileri anlatılıyor.

Aşk ve romantizmden sıkılanlar için bu film birebir derim.




Tabloid Truth.

Aynı oyuncunun bu filmini o kadar da beğendiğimi söyleyemiycem. Sanırım ikisini üst üste izleyince bi çeşit kıyaslama yaptım.

Bu filmde menajer olarak karşımıza çıkan Woo seçmelerde ilgi duyduğu kızı meşhur etmek için çok çabalar ve sonunda başarır.Ama sonra kız politikacı birisiyle asılsız bir skandala karışır ve ardından evinde ölü olarak bulunur. Sonra gelsin gerçeği bulma çabaları,intikamlar.




The Attorney.

Evet beğendiğim filmlerden birisi daha.
Tıpkı bizde ki sağ-sol olayları zamanında yaşananlara benziyor. Sanırım hemen hemen her devlette böyle bir süreç olmuştur. Birilerinin sisteme kurban edildiği dönemler.

Suçsuz yere hapse atılan türlü türlü işkencelere maruz kalan bi öğrenciyi savunan bir avukat. Bu savunmada devletin arka yüzünü öğrenecek. Aynı zamanda Kore'nin dokuzuncu başbakanının hayatından esinlenen film Kore'de en çok izlenen 10 film arasına girmiştir.

İyi seyirler efendim.


17 Eylül 2014

Ah Şu Çam Ağaçları...



Yemyeşil bir bahçede sadece kuş seslerinin duyulduğu,arada rüzgarın kendini hissettirdiği sessiz bir zamanda dost bekliyorum. Büyük şehirlerin gürültülerine o kadar alışmışım ki sessizlik korkutuyor. Atlanta'da yok , Kimya ile uzun süredir görüşemiyoruz zaten. Hayat koşturması , bir şey diyemem.
Atlanta ile yaptığımız yolculuklara ara verdik. Birbirimize izin veriyoruz bazen. Kafa dinleme diyoruz ama kafa dinlemeyi bile bilmiyorum ben. Belki Atlanta biliyordur,bilemem. Zaten afilli sözler yazmayı da unutmuşum.
Kimsenin, tek bir Allah'ın kulunun geçmediği bahçeden ben mekan kurunca, yazmaya başlayınca insanların geçip dikkat dağıtmasına ne demeli? Bilerek mi geçiyorsun Bey amca desem köy insanının gücünden faydalanır mıyım?

Faydalanmak.
İlhamlardan faydalanamıyorum bu aralar. Hatta bir senedir,bana bir asır gibi gelen koca bir sene boyunca yazamadım. Atlanta ile yaptığımız yolculuklardan vakit bulamadım dersem yalan söylemiş olurum. Eksilen bir şeyler var hayatımda.Arkadan itekleyen, ilham sebeplerim,  yazabilirsin diyenler, yazılarını okuduktan sonra kendimi bulduğum insanlar, acılar, paylaşılanlar. Birçok şey.
Belki de bilgi yoksunluğumdur tüm bu bahanelerin arkasında yatan şey. Dün akşam saatlerce konuşulan araba muhabbetleri, kaza anıları gibi birçok şey hakkında biraz bilgim olsa bilgisizliğimi saklamak için elime telefonumu alıp oynuyor gibi yapmaz muhabbete katılabilirdim belki. Bilgisizliğime rağmen neden ortamların vazgeçilmez unsuru olduğumu da hala anlamış değilim. Sessizlik insanların sevdiği şey mi?

Yazmayı bırakıp dikkatimi dağıtan çocuklara yoğunlaştım. Çocuk her yerde çocuk.

Ah şu çam ağaçlarının altında ne güzel şeyler yazardı eski ben olsaydı.


11.09.2014
Söke-Aydın

03 Ağustos 2014

Yahudilik ve Masonluk 2


(Fotoğrafta Ariel Sharon'un açıklamasını ve Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerini içine alan İsrail Devleti sınırlarının çizildiği haritada Türkiye'nin o bölgelerde uzun yıllar yaşadığı terör eylemlerinin arkasındaki nedenleri görebiliyoruz. )

1947'de Yahudiler Araplara karşı,ilan edilmemiş bir savaşa başlayarak bölgede temizlik faaliyetlerine giriştiler.Haganah ,Stern Irgun, Tz'vai, L'umi Palmah gibi Yahudi terör çetelerinin , Araplara karşı yaptığı saldırıların sayısı üç ay gibi kısa bir zamanda ikibini buldu.
Haganah çetesi Aralık 1947'de Kuvazza'da ,Mart 1948'de Salama'da Nisan 1948'de Biyer Abbas'ta ve Kastel'de ,Yaffa ve Akra'da sivil halka saldırdı. 9 Nisan gecesi Menahem Begin tarafından yönetilen Stern çetesi ve ırgun çetesi Deir Yassin Arap köyüne saldırarak,daha öncede yaptıkları gibi genç,yaşlı,çocuk, hamile,bebek demeden 254 Arabı katletti.
Yahudi terörü bölgedeki Arap halkını dehşet içinde bırakmayı amaçlıyordu. Terörün propagandası yapılıyor,katledilen Arapların resimleri çekiliyor,çoğaltılıyor ve köylere gönderiliyordu. Resimlerin altına 'terketmezsiniz ,sizin sonunuzda böyle olacak' diye yazılar yazılıyordu.
Katil Menahem Begin katliam hakkında 'BU KIYIM ÇOK HAKLI ÇIKTI. DEİR YASSİN ZAFERİ olnadan İsrail de olmazdı.
İsrail ordusu ,1956 yılının 29 Ekim gecesi savaş ilan etmeden Mısır'a saldırdı. Fırsattan yararlanan Fransa ve İngiltere'de savaşa katıldı.
1967 yılında Yahudiler Haham uydurması vaadlere kavuşmak için tekrar savaş çıkarttılar. Mısır ,Suriye ve Ürdün'e saldırdılar ve Sina yarımadasını ,Gazzeşeridi,Batı Şeria ve Golan tepelerinin bulunduğu 60 bin kilometre karelik alan ele geçirildi. İsrail ordusu Amerikan ve Sovyet yapısı silahlarla donatılmıştı.
Yıllar önce , Siyonizm babası olan Avusturya Yahudisi gazeteci Theodor Herzl, Filistin'de bir yahudi devleti kurmak için yapılması gerekenleri sıralarken şunları söylüyordu; 'Örnegin bir ülkeyi vahşi canavarlardan temizlemek zorunda kaldığımızı düşünelim ;bu durumda görevimizi beşinci yüzyıl Avrupalısı gibi yapamazdık. Mızrağı elimize alıp ayıların izini süremezdik; kocaman bir av partisi yapar, hayvanları bir araya getirir ve ortalarına bir bomba atardık. '
Menahem Begin de söyledikleri ve yaptıklarıyla Herzl'in iyi bir öğrencisi olduğunu göstermiştir. Begin; ' Filistinlileri izleyeceğiz ve her yerde karada,denizde ve havada öldüreceğiz.'

İsrail 6 Haziran 1982'de Lübnan'a saldırdı.
Dayan, altı gün savaşının ertesinde şunları söyleyerek bu saldırıyı da açıklamış bulunuyordu;: ' Altı gün savaş kuşağı, Süveyş kanalına Ürdün'e ,Golan tepelerine ulaşabilmiştir. Bu son değildir. Bugünkü ateşkes hatlarından sonra yeni hatlar oluşacak ,bunlar Ürdün'ü kuşattıktan sonra Lübnan'a ve Suriye ortalarına kadar ulaşacaktır. '
İsrail ordusunun Lübnan'a saldırısı sırasında Sabra ve Şatilla göçmen kamplarında yaşayan sivillerin topyekün katledilmesi, Guernica,Oradour ,Khatyn ve Treblinka katliamlarının yanı sıra tarihe geçecek denli ürperticidir. Bu katliam,İsrail yöneticilerinin, dün olduğu gibi bugün de sivil-asker ayrımı yapmadan öldürmek için büyük bir iştaha sahip olduklarını göstermiştir.
Filistin sorununun 'nihai çözüme' kavuşturulması için tasarlanan bu canavarca planın uygulamaya konulması tüm dünyanın gözleri önünde yapılmaktadır. Bir Mozambik gazetesi olan Noticias şunları yazmaktadır: 'Lübnan'da her gün  yüzlerce sivil öldürülmektedir. Halkın kasıtlı bir biçimde yokedilmesinin ,gerçek bir soykırımın tanığıyız.'
İsrail'in Lübnan'a saldırısı sırasında 70 bin Lübnanlı ve Filistinli Arap yaralandı ya da öldürüldü. Lübnan'ın köyü ve kentleri ,Filistinlilere ait göçmen kampları yakılıp yıkıldı.
15-16 Ağustos 1982 tarihinde ,Lefkoşa'da İsrail'in Lübnan ve Filistin Halklarına karşı işlediği suçları soruşturma uluslararası komisyonu toplandı. İsrail'in Beyrut'u ele geçirişi sırasında işlenen suçları belgeledi.

İsrail uçakları oyuncak,elma,muz ambalajına gizlenmiş bombaları Lübnan topraklarına atmıştı. Çocuklar ellerine aldıkları bu 'oyuncak' ya da 'meyve'lerin patlamasıyla yaşamlarını yitirmişlerdi. dr.Franklin Lamp komisyona Beyrut'ta bulmuş olduğu fosfor bombası ve bilyalı bomba parçalarını verdi. İnsan gövdesini kalbura çeviren bilyalı bombalar Beyrut'un işgali sırasında geniş ölçüde kullanılmıştı. Beyrut'ta görev yapmış Yunanlı ve Kanadalı doktorlar da fosfor bombalarının ateşiyle kavrulmuş ya da şarapnel ve bilyalı bombolarla delik deşik olmuş insanları ameliyat ettiklerini anlatmışlardı.

İsrail okullarında yılda 272 saat askeri eğitim yaptırılır. Sekiz yıllık temel eğitimin son iki yılı Tevrat derslerinin matematik dersinden daha ağrılıklı biçimde işlenmesiyle geçer. Bunun amacı gençlerin şoven bir ruhla yetiştirilmesi ve Yahudi olmayan herkesten nefret etmelerinin sağlanmasıdır. Sekiz yıllık temel eğitimi izleyen dört yıllık eğitim süresinde de,Tevrat'la ilgili dersler tarih ya da yabancı dil derslerinden daha fazla ağırlık taşır.
Bugün İsrail'de din eğitiminin bu denli baskın oluşu Yahudi egosantrizminden en ufak bir kopmayı bike daha baştan engellemek içindir. Son yıllarda okullarda okutulan 'Ulusal Bilinç' dersleri de aynı amacı paylaşıyor. Dolayısıyla İsrail okullarında 'Araplara ne yapmak gerek?' sorusu sorulduğunda ,tüm çocukların duraksamadan 'öldürmeli' diye bağırmasına şaşmamak gerek.

Doğduğu anda kendini dini bir vasıtta bulan ve ilk yaşlarından başlayarak sıkı bir şekilde muharref Tevrat , Kabala ve Talmud'un katı,çarpık eğitimi ile koyu bir dindar olarak yetiştirilen Yahudi bu kitaplardaki emirleri tenkidsiz ,yapılması gerekli farzlar olarak benimsemekte ve en acımasız katliamları bile vicdanı müsterih olarak farz ibadet yapıyor mantığı ile gerçekleştirebilmektedir.

Dünyadaki siyonist örgütler arasında terörle iç içe olan Yahudi Savunma Birliği adlı örgüttür. Lideri Haham Meir Kahane Amerikan Newyork Times gazetesine verdiği demeçte, örgütün yalnızca ABD'de 50 şubesi ve 14 bin üyesi olduğunu açıklamıştır.

Yedioth Aharonoth adlı gazetenin 8 Mayıs 1980 günlü haberine göre ,Batı Şeria'da yerleşmiş olan Yahudilerce toplanan özel bir konferansta ,'askeri otoritelerden bağımsız bir güvenlik sisteminin kurulması kararlaştırıldı. Bu sistem asker sağlayan düzenli ordudan başkası değildir; görevi de Arap köy ve kentlerinde katliamlar düzenlemektir.
Begin; 'Siz İsrailliler, düşmanı yokederken acımamalısınız. Harabeleri üzerinde kendi uygarlığımızı kuracağımız Arap kültürü denen şeyi yokedene kadar onlara hiçbir sempati duymamalısınız. '

İsrail Savunma Bakanlığı'nın resmi bir genelgesinde, İsrail ordusunun Başhahamı şu tavsiyede bulunuyor: ' Birliklerimiz , savaşta ya da özel bir baskında, sivil halkla karşılaştığında ,herkesi öldürmelidir.


(Bir diğer yazıda Osmanlı Devletinden itibaren mason olan devlet başkanlarını göreceğiz.)


27 Temmuz 2014

Yahudilik Ve Masonluk



Bayram temizliği adı altında evin kütüphanesini düzenlerken Yahudilik ve Masonluk kitabına denk geldim. Yazarı Harun Yahya. Kendisi şimdilerde sapıtmış bir adam. Ama bilgisini küçümsememek lazım. Zaten çok bilen insan sapıtıyor. Bunun çok örnekleri var. Yani yazara takılmamak gerek. Basım yılı da 1987 yılı imiş. Dipnot olarak düşeyim çünkü bundan sonra vereceğim bilgilerde günümüze dair çok net bilgiler,veriler yok. Daha çok eski verilerden yararlanacağız ki o bile farkındalık oluşturmamız adına yetecektir. Ben okurken tüylerim diken diken oldu.  Hele ki tahrif edilmiş kutsal(!) kitaplarında geçenler insanı bir hayli titretiyor ki ben sadece bir kısmını paylaşacağım sizinle. Bundan sonrası sadece kitaptan alıntılar olacak. Lütfen sıkılmadan okuyalım.


'Diğer insanlara karşı girişilen kuralları Yehova tarafından tespit edilen bu savaşta,hiç şüphesiz birinci plandaki hedef,siyonist hareketin karşısına en büyük engeller olarak çıkan , Din-Aile-Ahlak gibi mukaddes değerlerin insanların gözünde alçaltılması,parçalanması ve nihayet ortadan kaldırılmasıdır.'

Bütün göklerin altımda olan kavimler üzerine,bugün senin dehşetini korkunu koymaya başlayacağım, onlar senin haberini işitecekler ve senin yüzünden titreyip kıvranacaklar.
Tesniye Bab:2 Ayet:5

Rab senin sağında öfkesi gününde kralları vuracak.Milletler arasında hüküm verecek; Yer leşler ile dolacak. Çok memleketlerde baş olanı ezecektir. 
Mezmurlar Ba:110 Ayet:5-6

Para işlerinde 'yalan yere yemin' etmeye müsaade edilmiştir.
Yoreh Dah 232-14 Hagag

Yahudi olmayanın mlı mülkü sahipsiz katır sayılır. Ona herkesten önce el koyan Yahudi; sahibi olur.
Hoem hamişpat 156-5 Hagag

Günah işlemeye müsaade vardır,yeter ki gizli olarak işlensin.

Yahudi maksat ve gayeleri uğruna işlenen bütün günahlar gizli olmak şartıyla mübahtır.

Yahudi olmayanlara karşı daima riyakar bir güleryüz gösteriniz. Fakat onların sulh yapılmaz birer düşman olduğunu asla unutmayınız.

Yalnız Yahudi olanlara insan gözüyle bakılır. Yahudilerden gerisi sadece birer hayvandır.

Bir şey çalmayınız,hırsızlık etmeyiniz,hakkındaki emir sadece Yahudilere karşıdır. Diğer milletlerin can ve malları helaldir.

Yahudi olmayanın kanını akıtmak Allah'a kurban sunmaktır.

Talmud bölüm Hoşem hamişpat Yoreh deah


Bu kaideler ( ve buraya yazılmayan aynı iğrençlikteki kaideler) iki bin yıl boyunca bir hahamlar kalabılığı tarafından Yahudilerin terbiye edilmesinde kullanılmıştır.
Yahudi olmayanlar için inanılması zor olan Talmut muhtevasının doğruluğunu bugünkü İsrail'in Devlet Politikası ve Yahudi olmayanlara reva gördüğü gaddarlık yeteri kadar doğrulamaktadır.


Diğer insanlar tamamıyla dünyevi ,aşağı ırktandır. Onlar sadece Yahudilere hizmet etmek için yaşamaktadırlar.Onlar küçük hayvanlardır.

Dünya yüzünde Hahamların verdiği her karar,Allah için bir kanundur.

Haham Abbuhu diyor ki; Hahamlar Allah'ın hükümranlığına sahipler. Allah onların isteklerini yerine getirmeye mecburdur.

3 milyon nüfuslu İsrail'de Türkiye'deki dini okulların 2 katı dini eğitim veren kuruluş olduğunu düşünürsek ve çok küçük yaşlarda bu eğitimleri almaya başlayan Yahudi çocuklarının bu hale gelmesi çok da şaşılacak bir durum değildir.


Yavaş yavaş okumaya çalıştığımdan ve ayrı ayrı notlar aldığımdan dolayı ve sıkmamak adına partlar halinde yayınlamayı düşünüyorum. Kitaplarında geçen bir diğer iğrenç konu olan aile hayatı çarpık ilişkileriyle ilgili notlar almadım çünkü gerçekten midem almadı.Annenin kendi evlatları,babanın kızları ile ve hatta köpeklerle cinsel ilişkiye girilmesini gayet normal bulan ve hatta teşvik eden insanların aile çarpık ilişkileriyle ilgili ayetler pek kaldırılcak gibi değil.Zaten tolum olarak ne kadar aşağı bi millet oldukları ortada.

Diğer partta Yahudilerin Araplara karşı tavırlarından ve onlar üzerindeki katliamlarından bahsedeceğim. 
Sevgiler. 






15 Temmuz 2014

Uygunsuz İçerik



Kulaklarını parmaklarıyla tıkayıp atılan bombaların sesini duymak istemeyen Filistinli bir kız çocuğunun fotoğrafını görmüştüm.

Küçükken ben de tıkardım kulaklarımı rüzgarın ve gökgürültüsünün sesine.Yaşadığım saatler o kadar uzun gelirdi ki delirecek gibi olurdum bazen.Bitecek diye teselli ederdim kendimi ve sabah olunca gerçekten bitmiş olurdu. Çocuk aklıyla kurduğum kurgular geçti sonra. İnsanın gökgürlerken ya da rüzgar eserken ölümle karşı karşıya olmadığını anladım.

Düşündüm de sonunun gerçekten ölüm getirdiği sesleri duysaydım ne yapardım küçükken.
Düşünmesi bile o kadar korkunç ki!
Binde biri milyonda biri. Neyi düşündüm ki biraz önce?
Akıl, mantık, vicdan... hiçbiri provasını yapamaz o küçücük bedenin yaşadıklarını.

Bizler oturup evlerimizden izliyoruz küçücük bedenleri,anneleri,babaları.
Bebekler ölüyor da anneler ölmüyor mu?

İki damla gözyaşı döküyoruz bazen sadece.Ya da artık alıştık iyice. Evet yine birileri öldürülüyor yok yere deyip kafamızı çeviriyoruz.

Türkiye'deki  Suriyeli çocukların oyuncak olarak kağıttan füzeler yaptığını bilmiyoruz çoğumuz.

Dinimizi mi kaybediyoruz acaba?

Ali Şeriati Kuran'a Bakış kitabında İslamdan uzaklaşmadan bahsederken çok önemli bir konuya değinmişti.

Diyordu ki;
'Ana babalarımızı tüketim tutkusu,genç nesli ise materyalizm İslamdan uzaklaştırmaktadır.
Her halükarda bu ikisi elele yürümektedir.
Bu tip ana babalardan birisi şöyle diyordu: ''Bir süreden beri dini eğilimleri zayıflamaya başladı. Nihayet birkaç gün önce tamamen dinden sıyrıldı.''
Dedim ki : ''Kaç gün önce?''
Dediler: ''Yaklaşık on,on beş,yirmi  gün oluyor.''
Bunun üzerine dedim ki: ' O iyi yapmış , çünkü sen yirmi ,otuz yıl önce dini bıraktığında kimse bunun farkına bile varmadı. '' '

İki üç sayfa sonra devam ediyordu Şeriati:

' Bana göre en büyük ve her şeyden önce yapılması gereken şey ,itikadi ve fikri alandaki İslam ideolojisinin mükemmel görünümünün ortaya çıkarılmasıdır.Nitekim marksist ya da bir ekzistansiyalist için, -ister bir fabrika işçisi, ister üniversite öğrenim görevlisi olsun - ideolojisinin ve inançlarının genel çizgileri apaçık ortada olduğu ; görevleri belirli ,sorumluluğu belirli ,sınıfsal konumu belirli olduğu gibi , İslam itikad ve dinine bağlı genç kuşak için de ,ideolojisinin genel tasvirinin ne olduğunu açıkça bilmesi , yön ve sorumluluğun bilincinde olması , zamanın olgu ve gerçekleriyle ilişkisi , dost ile düşman cephesini tanıması , karşı yönü ,arkasındakini, karşısındakini , sağ ve sol tarafındakini ve konumunun ne olduğunu açıkça bilmesi gerekir. '

Bilmem ki ne anladık.

Tebessümü bol günler dinliyorum.


> INSTAGRAM