30 Ocak 2015

Eğitim Şart!

Evet öncelikle size öğretmenlikle,o kutsal meslekle ilgili iki tane film önereyim. Sonra gelin biraz muhabbet edelim.




KORO





ÖZGÜRLÜK YAZARLARI



Her iki filmde başta söylediğim gibi öğretmenlik üzerine.

Bu sıralar öğretmenlik üzerine çok kafa yormaya başladım. Anaokulu,lise ve yine bi lisede memurluk yapınca anladım ki kaçamıyorum okullardan, sistemden.
Yeni nesil sistemi,öğrencileri,öğretmenleri gördükten sonra aslında sıfırdan başlamak gerek diye düşünüyorum. Elbette ilk eğitim ailelere verilmeli ama onu yapamıyorsak anaokullarından başlanmalı diyorum. O yüzden anaokulunda verilen eğitim ne denli kaliteli olursa o denli temiz bir nesil çıkacaktır ortaya. Şimdiki hedefim çocuk psikolojisi ama ne kadar başarılı olabilirim bilmiyorum.

İnsan yaptığı işten soğutulmamalı. Eğitim sisteminin en berbat yanı öğrenciler üzerine kurulu olması. Sınıf başarısız olursa öğretmen başarısızdır mantığını sevemem ben. Bu sistemi kuranlar öğrenci kölesi olmaya adaylar. Bazen öğretmenliğin ne demek olduğunu bilmediklerini düşünmüyor da değilim.

Anaokulunda öğretmenlik yaparken çocuklara değilde annelere çalışıyorduk resmen. Çocuklardan çok annelerin dertleriyle uğraşıyorduk. Çocukların ellerini bile sürmedikleri bir çok etkinliği onlar yapmış gibi evlere gönderiyorlardı öğretmenler.Bir çok etkinliği yetiştirmek için akşamları 9-10 a kadar okulda kaldıklarını biliyordum. Benim yaş grubum çok küçük olduğu için ve oyun grubu olarak geçtikleri için etkinlik yapmıyorduk. İyi ki yapmıyormuşuz. Makas tutamayan çocuğu aileye süper kahraman olarak göstermek ve sonrasında çocuk bir yanlış yaptığında ailenin çocuğunun arkasında ölesiye savunucusu olmasının sebebi olmamak çok güzel. Aile tabii ki en ufak bir meselede benim çocuğum her şeyi biliyor asla bunu yapmaz demekle haklı.
Neden sırf para verdikleri için çocukları aileye zeka küpü olarak göstermek zorundayız? Çocuk neyse odur. Ben makas tutmayı öğretirim ama o belki bir ay sonra öğrenir. Benimki de laf yani para veriyorlar tabii ki çocuk zeka küpü olacak!

Sene sonunda sergi yapıyorlar öğretmenler, yıl içerisinde çocuklar ile beraber yaptıkları etkinlikleri ailelere gösteriyorlar. Annesi ile gezen bir çocuk soruyor; anne hangisinde benim adım yazıyor?
(Anlaşılmadıysa dipnot olarak geçmek istiyorum çocuklar sınıf içerisinde yaptıkları etkinlikleri,boyamaları arkadaşlarınınkiyle birebir olsa bile tanıyorlar. Diyelim öğretmen aynı olduğu için çocukların etkinliklerini karıştırdı, çocuk annesini okula geri döndürüp ısrarla kendisinin olmadığını karışmış olduğunu belirtiyor ve kendi etkinliğini tanıyor. Yani o sergide herhangi bir şey yapmış olsaydı elbette tanıyacaktı.)

Bu sene çalıştığım liseye gelelim. Bir sürü olumsuz durumun içerisinde beni gerçekten şoke eden şey erkek öğrencilerin sınıflarındaki kız öğrencileri cinsel obje olarak görmeleri.  Hatta o kadar ileri bir seviyedeler ki kendi cinslerindeki arkadaşlarının bile şaka amaçlı cinsel objelerine
dokunabiliyorlardı.

Bunu anlatmaktan çekinmek istemiyorum zira olayın boyutunun ne denli üzücü bir durumda olduğunu anlayalım istiyorum.
Ortaokulda görev yapan bi öğretmenimiz ders işlerken en arka sırada tek başına oturan erkek öğrencilerden birinin  yanına gidip kafasına attığı  kabanını kaldırınca gördüğü manzara karşısında şok oluyor. Ne mi yapıyor? Kendini tatmin ediyor elbette. Siz olsaydınız bu durum karşısında ve tüm sınıfın dikkati sizdeyken ne tepki verirdiniz? Ben ne tepki vereceğimi bulamadım. Öğretmen arkadaşımız ise psikolojisi bozuk bir şekilde öğretmenliğe devam ediyor. Ya da en iyisi devam etmeye çalışıyor diyeyim.

Yine engelli okulunda psikolog olan bi arkadaşın yaşadığı bir şeyi kısaca anlatmak istiyorum. İki zihinsel engelli erkek çocuğunun kız arkadaşlarını aralarına almış bi halde ve oldukça gözlerden uzak bir yerde boynunu öpmeye çalışırlarken görmüş. Arkadaş psikolog, sizce ne yapmış olabilir?
Tabii ki ilk işi ailelerle görüşmek olmuş. Ya bu zaten anlamaz izleyelim gitsin diyerek televizyonda olan bütün cinsellik konularını işlemişler bilinç altına zavallıların.

Geçen gün televizyonda bir şeye,ne olduğu belli olmayan bir şeye denk geldim. Adı Bu tarz benim imiş. Asla kimsenin kalbini kırmamış ben, kimseyle kavga etmemiş ben ,asla kimseye laf sokmamış ben şok oldum. Nasıl rahatlar dedim, nasıl söyleyebiliyorlar,nasıl benciller,nasıl insanlar? Midem bulandı.
Kapattım.
Ertesi gün yine denk geldim. Yine aynı şeyler. Ama bu sefer beş dakika fazla izledim hemen çevirmedim.
Ertesi gün yine denk geldim. Yine yine yine derken sonra bi fark ettim artık kapatmıyorum. Hatta ciddi ciddi izliyorum ve normal karşılıyorum. Taa ki ben ne yapıyorum diye kendime sorana kadar.
Nasıl normalleşmesine izin verebiliyorum?
O yanlış ve yanlış normal olmamalı.
Televizyonun olmadığı bir evde büyümüş olan ben ilk defa televizyonun bu kadar etkili olduğunu görüyorum.
Ve üzülerek söylüyorum ki yeni nesil kızları işte aynen böyleler ve kimsenin onlara kızmaya hakkı yok.

Tek sorun ne biliyor musunuz?

Tek sorun evlerimizdeki o dev canavarlar!

Bilinçlenelim,sırf yemek yesin diye ufacık bebeleri tv karşısına oturtmayalım. Daha o yaşlarda bilinç altına vermeyelim dopingi. Önce anne baba olmayı öğretelim.

Lütfen.







22 Ocak 2015

Antalya - Kaleiçi

Antalya bi çatı katı vardı hatırlayanınız vardır umarım.
Hatırlayanlar için ; o çatı katı artık yok. Maalesef abimler bir alt kata hatta çok lazımmış gibi iki katlı bir daireye taşınmışlar. Bekar evi olunca haliyle bir hafta temizlik yaptım. Ödülümü de kendimi Antalya sokaklarına atarak verdim. İlk defa tek başıma gezdim ama oldukça eğlenceli bi deneyim oldu benim için. Ne ikizim vardı ne de izci grubum.

Antalya'nın en meşhur yerlerinden birisi Kaleiçi'ne gittim.
Gelin bir de siz gezin benimle.



Hayır hayır Hadrian Kapısından girin muhakkak Kaleiçi sokaklarına. Başınız dik olsun yalnız. Kendinizi Roma İmparatoru Hadrianusmuş gibi farz edin.
Zira bu kapı 130 yılında Roma İmparatoru Hadrianus'un Antalya'yı ziyareti sırasında ona hitaben yapılmıştır.
Adınıza kapılar,surlar dikilse fena olmaz mıydı ya? :)













Dar,sessiz,huzurlu sokaklarda kimse rahatsız etmeden dilediğiniz gibi fotoğraf çekebilir, insanların bakışlarına maruz kalmadan istediğiniz kadar inceleyip vakit geçirebilirsiniz. Tek başıma dolaştığım ve azıcık asosyal olduğum,insanlardan da kalabalık yerlerden de rahatsız olduğum için buralarda dolaşırken müthiş keyif aldım. Sokakları dönerken karşıma insanların çıkmayacağını,fotoğraf çekerken insanların bakmayacağını bilerek rahat dolaşmak gibisi yoktu.










Antalya'daki ilk İslam yapıtlarından birisi Yivli Minare Cami. Selçuklu Sultanı 1.Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır.
Caminin hemen yanındaki kafede sürekli canlı müzik olması tezat bir durum. Yanımdan geçen bayanların konuştuklarına kulak misafiri olduğumda duyduğum şey ezan okunduğunda canlı müziğin durdurulduğuydu. Ama yanı zamanda içlerinden bi bayanın sorduğu soruda çok anlamlıydı; cami içerisindeki namazın bittiğini nasıl anlıyorlar? Bunu soran bayanın açık bir bayan olması ayrı takdir konusuydu zira benim aklıma gelmemişti bu. 
O değil yemek için içkisiz bir mekan olmaması da ayrı bir tezatlık. Tamam tatil beldesi olabilir ama sonuçta çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeyiz. Ve ben bunu hem Ege bölgesi hem de Akdeniz bölgesi için vurgulamaktan ve mağdur olmaktan oldukça yoruldum.






Yemek yiyememiştim ama Tophane Çay bahçesinde müthiş manzara eşliğinde çay içtim.
İnsanın canı sıkıldığında çay içmeye ve kafa dinlemeye,mavi ile huzur bulmaya gelebileceği çok güzel bir yerdi burası.





Tophane tepesinden iskeleye inmek için mutlaka bu asansör kullanılmalı. Süper akıl edilmiş bir şey. Manzara eşliğinde inip çıkmak çok güzel bir deneyimdi. Sanırım iskeleye inmek için uzunca bir merdivende varmış onu denemedim o yüzden ona yorumum yok. Zaten dikkatte etmedim sanırım asansörün cazibesine kapılarak. 




Son olarak iskele. Balık tutanlar,genelde içki içenler, müzikle uğraşanlar vs. 
Vaktiniz varsa ve iyi pazarlık yapıyorsanız tekne turlarını tavsiye ederim. Bana pek cazip gelmedi tek başıma olduğum için ama denemeden dönmeyin derim. 

Kaleiçi sokaklarında kaybolmaktan korkmayın. Çok karışık evet ama hangi sokağa girerseniz girin sonunda kendiliğinden yolunuzu buluyorsunuz. 

Antalya'da pek tesettürlü yok ama Ege'de özellikle Kuşadası'ndaki gibi rahatsız eden herhangi bir bakışla karşılaşmamış olmam beni mutlu etti. 

Fotoğraflar bana aittir her ne kadar çirkinliklerinden ödün vermiyor olsalar da. Kim bilir belki ben de bir gün sizi muhteşem fotoğraflarımla şaşırtırım? Ay hadi inş. :)

Güzel ülkemin güzel insanı sana da selam. 

13 Ocak 2015

Kaptan Uçur Bizi



Size biraz uçak fobimden bahsedeyim istedim. Evet bir sürü fobimin üzerine bu da çıktı ki en kötüsü, Hayallerimin baş kahramanıydı aslında uçak. Yani düşünsenize gitmek istediğin ülkeler ve binemediğin uçak. Bitti. Uçak yoksa yolculuklar da yok kıtalar arası geçişler de. Hele şuanda 12 saatlik bir uçuş düşünmek benim için neredeyse imkansız.

Dün öğlen Antalya'ya gelmek için ilk defa uçağa bindim. Aslında Türkiye'de bir çok yolculuk yapmış olmama rağmen uçağa ilk defa binişim de ayrı bir olay diyebilirim. Yani belki de ilk ve son. Aslında fobilerimden bahsederek kendimi bir nevi korkak olarak gösteriyorum ama bilirsiniz bazı şeyler elinizde değil ve benim de fobilerle başım dertte.

Aslında bu yazıyı dün akşam sıcağı sıcağına yazmaya çalışırken Antalya'nın kötü hava şartlarından dolayı giden elektrik kesintisi nedeniyle yazamadım. Bugün yağmur yağdığı için okullar tatil edilmişti. Tüm gece boyunca fırtına,çakan şimşekler,elektrik kesintisi,yağan yağmur. Gece boyu uyuyamadım ama bu ses olunca uyuyamamamdan kaynaklıydı. Ama önceden olsa korkudan deli olur sabaha kadar dualar eder çeşitli kıyamet sahnelerini kafamın içinde kurar dururdum. Ki ben dün gece yağan yağmur gibisini İstanbul'da o dönemlerimde görmediğim için oldukça mutlu oldum. Kendi kendime denediğim çeşitli terapilerle bu korkumu yendim sonra.

Şimdi uçak korkumu nasıl bir terapiyle yeneceğimi bilmiyorum. Kötü hava şartlarından dolayı uçak her sallandığında canımdan can gitti resmen. Normalde olmazmış bana denk geldi. Bembeyaz bulutların içerisinde uçarken kapana kısılmış gibi hissetmemle nasıl başedeceğim? Simsiyah bi karanlıktan korkarken aslında bembeyaz bi aydınlıktan da korkuyorum demek ki. Bence korkutuğum tek bir renk. Yoğun tek bir renk.
Belki de boşluktur korktuğum. Evet hiç bir şeye dayanmadan gidiyor olmak.
Ne saçmalıyorum inanın bilmiyorum. Korkuyu anlatmaya çalışıyorum ama yapamıyorum.

Uçak her sallandığında hosteslerin suratlarında ufacık bir tedirginlik belirtisi aramam görülmeye değerdi. Ve ne zaman korksam ellerimle kulaklarımı kapatmam da.

Nerden bilirdim Antalya üzerinde o kapkara bulutların tüm gece boyunca içindekileri kusacaklarını?

Pilotlar. Bundan sonra en saygı duyduğum meslek adamları.

07 Ocak 2015

Ay Em Kam Bek

Atlantaya atlayıp hızlıca geri döndüm dostlar.

Evde oturmak monoton zannederdim ama iş hayatı monotonluğun alası. 
Git gel git gel,ne bi sinemaya gidebiliyor insan ne bi geziye. Her gün aynı insanları görüp aynı mekanda vakit harcıyorsunuz. Neyse iş hayatı ayrı bi konu.

Asıl konum kış mevsimi dolayısıyla arayışa girdiğim sıcak tutacak Oversize Kaban modelleri.
Ben aradığım modeli bulamayınca diktirme yoluna gittim. İstediğim model 1 hafta sonra elimde olacak inş.
Sizde istediğiniz modeli bulamıyorsanız ve diktirme yoluna gidecekseniz bi kaç modelle fikir vermek istedim.




Benim favorim tek düğmeli modellerden yana. Bu modelde de çok hoş durmuş. Rengide bu modelde bolca kullanılan bi renk ve gerçekten bu modellere yakışan bir renk.



Büyük ceplerde bu modellerde çok hoş duruyor bence.


Uzunluğu ve modeliyle oldukça güzel bu da. Bu modeller büyük atkılarla da çok güzel kombin edilebiliyor. Görsele İnstagram @blaireadiebee hesabından ulaşabilirsiniz.


Ve tarzını oldukça beğendiğim,alışagelmişin dışında kendi tarzını çok güzel yansıtan kişi. Tesettürlü olarak absürt tarzlar yaratmaya çalışanlara inat gayet başarılı birisi.  İnstagram @zserdengecti hesabına bakmanızı öneririm şiddetle.



Mavi renkte bu tarza oldukça yakışmış.




Benim tercihim bu modellerde tek düğme ve uzun bir model. Kullanılan renkler çoğunlukla kahverengi tonları olsa da üstte gördüğümüz mavi renk,gri tonları ve hatta pembe renkte oldukça iyi durur diye düşünüyorum.

Sevgiler

16 Kasım 2014

Gaza



Okyanus kenarında bekliyorum Atlantayı kumdan sığınaklar yaparak.
Tam kavuşacağız o bacağından vuruluyor ben kalbimden.
Şehirden ağıtlar yükseliyor kara dumanlar halinde.
Gökyüzüne çiziyorlar silüetini, diğerlerinin yanına.
Gülümsüyorlar mı bana mı öyle geliyor?
Yetişemeyecek ki ellerin neden uzatıyorsun gökyüzüne demiyor kimse.
Zaten hiçbiri diğerinin uzanan ellerine dikkat etmiyor.

Uzattığım ellerim ıslanıyor damlalarla.
Hayır ben ağlamıyorum henüz.
Toprağa değen damlalar karıncaları yuvalarından kaçırıp sağa sola kaçıştırıyor.
Şehirden bir feryat daha yükseliyor ve gökyüzüne bir silüet daha yansıyor.

Atlantayı kaybediyorum sonra gökyüzünde.
Okyanusa yaklaşıp şehri izleyen balıklara soruyorum.
'O mutlu,dön ve şehri temizle' diyorlar bana.

Düşünüyorum; domestosla mı temizlesem yoksa cif ile mi?

15 Kasım 2014

Bir Mektup



Uzun süredir mektup yazmamanın oluşturduğu bir körelme var kalemimde. Bir de yüreğimde yaşlılık. Hemen hayat hikayemi paylaşıp bir sürü nasihatte bulunma fikri geçti kafamdan. ama yapmıycam, nasihatlerin hiçbir işe yaramadığını bilemeyecek kadar akılsız değilim.Bu akılsızım ama o kadar da değil demek anlamına da geliyor elbette.

Şimdi sempatik bir mektup mu , edebi mi, ilk mektubun geleneklerine uygun soğuk bir portremi çizeyim diye düşünüyorum. İç sesim dedi ki; ruh halin neyse o.
Ruh halim diyor ki ; durgunsun, öyle olsun.

İnsanın neden bir hayali olmaz sorusuna cevap arıyorum kendimi birden dipsiz bir boşluğun içerisinde bulduktan beri. Cevapları olmayan sorular bile bunaltıyorlar insanı ve çırpınmayı da bırakıyorsun böylece.
Yapabildiklerimi bilmiyorum, hep yapamayacaklarımın içerisinde buluyorum kendimi bir şekilde. Deneme yanılmalar bitmiyor ve ben artık yanılmıyorum.

Bir dakika. Bu mektup böyle ilerlememeliydi.
Bildiğin blog yazısı yazıyorum sanki.
Aynı his.

Neyse sence de Atlanta ile Japonya'ya gitme, Gokayama köyünü görme vakti gelmedi mi?

03 Ekim 2014

Film Seçkisi



Miyazaki animesi olur Studio Chibli'den çıkan bi anime olur da kötü mü olur dostlar?

Miyazaki animelerine genel itibariyle bakarsak müthiş bir dinginliğin olduğunu ve izlerken insanı yormadığını görebiliyoruz. Karakter çizimleri olsun , çekim yerleri olsun her şey hayran bırakacak şekilde çiziliyor. Ama biz özellikle animelerinde doğaya müthiş bir şekilde hayran bırakılıyoruz. Çiçekler,yapraklar,hatta bazen yağan bir yağmura bile bu kadar güzel işlenebilir diyebiliyoruz.
Kısaca hayal gücünün sınırlarını zorlamanın canlı örneği Miyazaki.

Aşırıcılar. Küçük insancıklarla büyük insanların ilişkilerini konu alıyor.
Miyazaki aimelerinin her birinde ayrı ayı mesajlar olduğunu unutmayalım efendim.



Çikolata filmi Fransız kasabasına bir gün ansızın gelen ve çikolata dükkanı açan ama aynı zamanda kasabanın tutucu tavrına karşı oldukça rahat olan bir annenin hikayesi. Rahatlığı kasaba halkından bazılarını oldukça rahatsız ediyor ve olaylar gelişiyor.Aslında pek bir olay olduğunu söyleyemem.İlk başlarda oldukça sıradan bir hikaye Johnny Deep'in girişiyle biraz hareketlendi diyebilirim. Filmin afişinde Johnny Deep'i gördükten sonra uzun bi süre filme dahil olmasını bekledim hatta umudumu kesmiştim kandırıldık diye. Sonlara doğru dahil olunca filmi taçlandırdığı için çok sevindim.
Johnny Deep dışında filmi izlerken canınız bol bol çikolata çekecek. Bence filmi izlemeden önce yanınıza bol çeşitli bir stok yapmanızı öneririm. Filmin adından da anlaşıldığı üzere bence en önemli ayrıntı çikolatalar. :)


Psychometry.

Bir haftada 5 tane film izliyorsam bunun en az iki tanesi Asya ülkesinden oluyor. Valla bilinçli yapmıyorum bir çeşit alışkanlık ve önüme çıkıyorlar ben de karşı koyamıyorum. Hele ki sevdiğim oyuncular varsa hiç karşı koyamıyorum kendime.

Kim Kang Woo'da sevdiğim oldukça başarılı bulduğum oyunculardan biri. Özellikle aksiyon filmlerine çok yakıştırdığım bir oyuncu.Bir diğer oyuncu olan Kim Bum da bu filmde oldukça iyiydi diyebilirim. Hatta baya baya şaşırttı beni.

Filmin konusuna gelirsek; kısaca polis memuru olan Kang Woo ve doğaüstü güçleri olan Kim Bum'un bi cinayet vakası sonrası tesadüfen karşılaşmaları ve vakayı çözemeye çelışırken ilginç ilişkileri anlatılıyor.

Aşk ve romantizmden sıkılanlar için bu film birebir derim.




Tabloid Truth.

Aynı oyuncunun bu filmini o kadar da beğendiğimi söyleyemiycem. Sanırım ikisini üst üste izleyince bi çeşit kıyaslama yaptım.

Bu filmde menajer olarak karşımıza çıkan Woo seçmelerde ilgi duyduğu kızı meşhur etmek için çok çabalar ve sonunda başarır.Ama sonra kız politikacı birisiyle asılsız bir skandala karışır ve ardından evinde ölü olarak bulunur. Sonra gelsin gerçeği bulma çabaları,intikamlar.




The Attorney.

Evet beğendiğim filmlerden birisi daha.
Tıpkı bizde ki sağ-sol olayları zamanında yaşananlara benziyor. Sanırım hemen hemen her devlette böyle bir süreç olmuştur. Birilerinin sisteme kurban edildiği dönemler.

Suçsuz yere hapse atılan türlü türlü işkencelere maruz kalan bi öğrenciyi savunan bir avukat. Bu savunmada devletin arka yüzünü öğrenecek. Aynı zamanda Kore'nin dokuzuncu başbakanının hayatından esinlenen film Kore'de en çok izlenen 10 film arasına girmiştir.

İyi seyirler efendim.